Çok uzun zamandır yürüyordu, tek istediği kuzey ışıklarını bulmaktı. Karın beyazlığını taşıyan bir kurttu içten içe. Dıştansa güneş ışığını yutmuş sarı saçlarıyla bir kadın. Doğuştan bir göçebeydi. Teni soğuk rüzgarları ezberlemiş ve bir yuva haline gelmiş, gözleriyse aradığı ışıklarla renk değiştirir olmuştu. Asla önüne bakmazdı zaten. Hep başı dimdik yukardaydı. Sevdiğinde, aşık olduğunda, utandığında, ağladığında, kızdığında, pişman olduğunda, öldüğünde, hayal kurduğunda. Böylece orada onu gördü ve adı Ay Avcısı oldu. Bazı görenler onu Kaptana benzetti. Denizlerde kokusunu bırakmışta gelmiş. Ne de olsa o bu Dünyaya aitti. Ormanlara, denizlere, dağlara ve buzullara. Çöllerde bile gören vardı mutlaka. Bütün güzellikleri güzel bırakmış ve bütün nadir ruhlarla tanışmış. Yaşamak güzeldi, yürümek için bir neden varken.